Alkali ve Asitli Gıdalar - Simge Organik

Toprak, bitki ve hayvanlar dahil tüm organik maddeler bir pH seviyesine sahiptir.

pH, Hidrojen potansiyeli anlamına gelir ve asit ile alkali arasındaki oran ölçümüdür. Vücutta dengeli bir pH seviyesinin korunması, sağlıklı yaşamak için kritik öneme sahiptir. Vücutta Asitlik oranının yüksek olması birçok sağlık problemine sebep olur. pH’ı dengeli bir vücut ise sağlık problemi yaşamaz.

1931’de Nobel Fizyoloji / Tıp dalında ödül alan Dr. Otto Heinrich Warburg tarafından yapılan çalışmaya göre, asidik vücut kimyası, toksisite (mayalanma şekeri nedeniyle), düşük oksijen durumları ve vücudun optimal performansları arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmıştır.

Buğday çimi suyu, vücudun dengeli bir pH elde etmesine ve korunmasına yardımcı olan güçlü bir alkalileştirici maddedir.

ALKALİ YİYECEKLER

Dengeli bir vücut kimyası ile vücudun optimum performansını destekleyen besinlerdir. Bütün bu gıdalar ham ve canlı formlarında tüketilmelidir.

Vücudumuz, kusursuz ve alkalidir. Uygun alkali formun korunması yaşam, sağlık ve canlılık için çok önemlidir. Basitçe söylemek gerekirse, bir alkali dengesizliği, bakteri, maya ve diğer istenmeyen organizmaların gelişmesine elverişli bir ortam yaratır. Bilim insanları, dengeli ve sağlıklı bir vücudun en önemli yönü olarak, pH’ı (asit-alkali dengesini) önemsemişlerdir. Dokular ve hücrelerimizde alkali pH’ın korunmasının, hücresel sağlık açısından kritik olduğunu bilinmektedir.

Hücresel düzeyde yaşıyor ve ölüyoruz.

İnsan vücudunu oluşturan milyarlarca hücre alkalidir. Sağlıklı ve canlı kalabilmek, işlevlerini sürdürmek için alkali formu korumalıdırlar. Her bir alkali hücre, solunum görevini yerine getirdiği için, metabolik atıkları salgılar. Hücresel metabolizmanın bu son ürünleri doğada asittir ve bu atıklar enerji için kullanılsa da, bunların vücutta birikmelerine izin verilmemelidir.

Çoğu insan ve sağlık çalışanları, bağışıklık sisteminin vücudun ilk savunma hattı olduğuna inanır. Ama aslında bu doğru değil. Bunun yerine, hastalık, sağlık ve canlılık için ilk önce pH dengesine bakmalıyız.

“Bizi öldüren nedir?” Diye sorsaydık, cevap “asidik ortam” olurdu!

Asidik ortam, anaerobik (eksik oksijenli) bir ortamda, mantar, küf, bakteri ve virüslerin üremesini kolaylaştırdığı gözlemlenmiştir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, yaz tatiline giderken, buzdolabımızın kapısını kapatıp fişi çekersek, tatil dönüşü buzdolabının kapısını açtığımızda ne buluruz? Bakteri, mikroskobik böcekler, mantarlar, küfler vs vs. Hepsi nereden geldi? İçeri girmediler çünkü kapı kapalıydı. Cevap, “onlar her zaman oradaydılar”. Sadece ortam, onların yaşayabileceği, ideal forma geldi. Örnekte, sağlıklı, oksijenli ve alkali ortamdan çıkıp, sağlıksız asidik ortama doğru bir değişim oldu. Bizim için sağlıklı olanın, bakteri, küf, mantar gibi vücut saldırganları için sağlıksız olduğunu ve onlar için sağlıklı olanın vücudumuz için sağlıksız olan olduğunu görmekteyiz.

Asidik ortam, vücudun alkali dengesini korumak için kullandığı oksijen ve mevcut kalsiyum eksikliğidir. Kalsiyum, vücut ağırlığımızın yaklaşık %1.6’sını oluşturur. Kalsiyum biyokimyasal olarak aktiftir. Bir kalsiyum iyonu, bir su molekülüne tutunurken diğer yedi moleküle tutunabilir. Başka hiçbir iyon bunu yapamaz. Ve insan hücresine kolayca girip çıkabilmek için uygun boyuttadır. Bunun yanında, hücrenin içine bir besin zinciri alır ve daha fazla besin almak için hücreden ayrılır.

Bilim adamlarının bulduğu sorunlardan biri, zamanla insan vücudunun kalsiyum kaybına uğramasıdır. Mono-orto-kalsiyum fosfat olarak adlandırılan bir bileşik, kanın kimyasal tamponudur. Bu tampon, kanınızdaki alkalin seviyesini (veya asit eksikliği) korur. Kanımızın asitlik seviyesi biraz değişirse vücudumuz tepki gösterir. Ancak, tamponlama için yeterli kalsiyumu yediklerimizden almalıyız. Almazsak vücudumuz, gerekli kalsiyumu kemiklerimiz ve dişlerimizden alacaktır. Daha asidik hale geldikçe, oksijenin mevcut olması ne kadar zorsa, vücudumuz da daha fazla oksijensiz hale gelir. Yeterli oksijen olmadan, zararlı bakteriler, virüsler, küfler ve mantarlar yaşayabilir ve gelişebilir. Daha sonra hücrelerimiz, bize hayat veren fonksiyonlarını yerine getiremezler, çünkü vücudumuzun kimyasal reaksiyonlar için gerekli olan oksijeni, yetersizdir.

İnsan vücudu çok zekidir. Vücudumuz, zararlı asidin hayati organlarımıza girmesini engellemek için savunma mekanizmaları çalıştırmaya başlar. Asitin yağ hücrelerinde depolandığı bilinir. Sonuçta, asit bir organla temas ederse, asit dokuda delikler açabilir. Bu, hücrelerin değişmesine neden olur. Bu asidik ortamda oksijen seviyesi düşer ve kalsiyum tükenmeye başlar.

Osteoporoz birçok insan için çok kafa karıştırıcıdır. Çoğu insan süt ve süt ürünleri tüketimini artırarak osteoporozu ortadan kaldırabileceğini düşünmektedir. Ancak süt ürünleri tüketiminin çok düşük olduğu ülkelerde, osteoporoz örnekleri çok nadirdir. Osteoporoz, asidoz problemidir. Vücut daha asidik hale geldikçe, kendini korumak için kemiklerden ve dişlerden kalsiyum alır. Bu durumda kemik erimesi başlar. Buna osteoporoz denir. Vücudu kalsiyum ile desteklediğimizde, pH’ı yükseltir ve asit seviyelerini düşürür.

Asidik vücudun ilk uyarısı kalsiyum birikmesidir. Az bilinen bir gerçek, vücutta kalsiyum birikmesi ile besinsel kalsiyum arasında bilimsel olarak kanıtlanmış bir ilişki yoktur. Kalsiyum birikmesi, yediklerimizden almış olduğumuz kalsiyumdan değil, kemiklerimizin ve dişlerimizin yapısal kalsiyumundan gelir! Eğer kalsiyum birikmesi oluşuyorsa, vücudumuzun çok asitli olduğunu bilmeliyiz. Kalsiyumun yediklerimizden yeteri kadar alınmıyorsa kemiklerimiz ve dişlerimizden alırız. Her şey kemiklerden sıvılara ve hücrelere kadar küçük bir tren gibi çalışır. Vücudumuz asidik hale geldikçe, pH seviyemiz düşer. Böyle olunca da, kalsiyum kandan, kemiklerden ve dokulardan kopmaya başlar. Bu vücudumuzun verdiği doğal bir güvenlik mekanizmasıdır. kalsiyum kopması sonucunda vücudumuz oksijensiz kalacak ve yorulmaya başlayacaktır. Yorularak, mantar, küf, parazit, kötü bakteri ve viral enfeksiyonların gelişmesine, vücudumuzun her tarafına yayılmasına izin veririz. Buzdolabı örneğinde ki gibi, Eğer uygun ortam varsa, kötü bakteriler, mantarlar ve parazitlerimiz olur.

X
%d blogcu bunu beğendi: